info@sirfdanismanlik.com.tr Sırf Danışmanlık Hizmetleri

Strateji Geliştirme

Strateji Geliştirme

1. FİNANSAL:

Ürün ve hizmetleri ile Türk toplumunun sağlıklı geleceğine katkıda bulunmayı temel hedef kabul eden SIRF, bu yöndeki çalışmalarını sürekli geliştirebilmek amacıyla, danışmanlık bünyesindeki kuruluşların da sağlıklı bir yapıya sahip olmalarını sağlayacak, rekabet üstünlüklerini kalıcı kılmayı hedef alan bir yönetim anlayış ve uygulamasını benimsemiştir.sırf Rekabette kalıcı üstünlük için şirketin ortak yönünü belirler.sırf başarı ile uygulamaya konulan strateji şirketi finansal olarak yüceltir.ancak başarısız yönetim şirketin batmasına zemin hazırlar sırf hizmet için yanınızdayız.

2.ELDE EDİLEN KAZANIMLAR:müşteri

Sırf Kaliteli aileler,sırf kaliteli toplum oluşumuna katkı sunmak, yaşam ve refah düzeyinin yükseltmek ve sosyal bütünleşme sağlamak için İlke Merkezli yaşam veya Gizli Uygarlığın, Güçlü Özgürlüğün projesinin bu güne kadar uygulama alanlarında verilerle tespit ettiğimiz, elde edilen amaç ve kazanımları aşağıdadır.

Hedeflenen amaçlar:

1. Gizli uygarlığın güçlü özgürlüğü ve sosyal bütünleşme günü kurtarma projesi değildir. Geleceğe yöneliktir.
2. İnanç ve kimlikleri öne çıkarma yerine, iyi insan olma, bireyi, sorumlu olduğu görevi en iyi şekilde yapmaya teşvik etmektir.
3. Bütün canlılar nefes almaktadır. İnsanın, atmosferle olan bu bağlantısında, diğer yaratıklardan farklı olması, zeka ve bilgisinin üstünlüğü ile mümkün olmaktadır. Gizli uygarlığın güçlü özgürlüğü ve sosyal bütünleşme projesi; insanların bu yönünü geliştirmeği arzu etmektedir.
4. sırf kuruluş amacı müşterilerin seçimi öncelikli olarak önce insan stratejisi ile müşteri kazanımı ve memnuniyeti önceliklidir.

RİSK MALİYETLİ VERİMLİLİK

Küresel rekabette işletmelerin verimliliği, kalite ve maliyet parametreleri önem taşır. Bu parametreleri şöyle ele aldığımızda; işletmelerin verimsizliği, kalitesizliği, bunun sonucu olarak da yüksek maliyet, işletme sorunları olarak karşımıza çıkmaktadır. Verimlilik; aslında, tüm yaşantımızı etkileyen ekonomik kalkınmanın, toplumun sosyal ilerlemenin ve yaşam kalitesinin artmasında en önemli etmendir. Verimlilik artışı sağlayan işletmeler, dolayısıyla ekonomiler, üretim maliyetlerini azaltarak aynı zamanda kalitelerini geliştirerek küresel pazarlarda rekabet şanslarını artırmaktadırlar. Birçok şirket verimlilik, kalite ve moral eksikliği problemlerini kestirme yoldan çözmek için çeşitli programlar uygulamakta ancak bu programların, genellikle geçici ilgi gördüğü ve sonra kolaylıkla işe yaramadığı söylenmektedir. Nedeni, şirket içi sorunlara dışarıdan gelen çözümler olarak, yani dıştan-içe çözümler olarak görülmeleridir. Kalite nedir ? Kalitenin maliyeti nedir Kalitesizliğin maliyeti nedir?

Kalite Tanımı

ISO’nun ( International Organization for Standardization) kalite tanımı : “Kalite bir ürün ya da hizmetin belirlenen veya olabilecek ihtiyaçları karşılama kaabiliyetine dayanan, özelliklerin toplamıdır”şeklindedir.
Müşteri memnuniyeti açısından kalitenin temel öğeleri :Beklenen kalite , tatmin eden kalite ve memnun eden kalite. Beklenen kalite, müşterinin beklediği ve dolayısıyla ayrıca talep etmeye gerek duymadığı özellikleri belirtir. Bu özellikler varsa, müşteri memnunsuzluk göstermez; ama olmadığında müşteri memnun olmaz. Tatmin eden kalite, müşterinin özel olarak talep ettiği özellikleri belirtir. Bu özellikler bulunmadığında müşteri tatmin olmaz. Tatmin eden kalite müşteri beklentilerini karşılar ancak aşmaz. Memnun eden kalite, müşterinin istemediği -yani varlığından haberdar olmadığı- özellikleri belirtir. Bu özellikler bulunduğunda, müşteri çok memnun olur; ama bu özellikler bulunmadığında müşteri memnuniyetsizlik göstermez. Memnun eden kalite müşterinin beklentilerini karşılar ve onu memnun eder. Beklenen kalite memnuniyetsizliği önleyebilmelidir. Tatmin eden kalite müşteri beklentilerini karşılayarak onları tatmin edecek şekilde olmalıdır. Memnun eden kalite müşteri beklentilerini aşarak onları memnun etmelidir.

Kalite Yönetimi

Stratejik planlama, kaynakların tahsisi ve kalite planlaması, işletilmesi ve değerlendirilmesi gibi kalite için yapılan faaliyetleri kapsar. Genel yönetim fonksiyonunun kalite politikasını tespit eden ve uygulayan bölümüdür. Bu tanımda ki; müşteri şartlarının girdi olarak algılanması, ürün veya hizmetin gerçekleştirilmesi sırasında sürekli ölçme, analiz ve iyileştirmelerin, yönetim sorumluluğu bilinci ve kaynakların yönetimi bir çember olarak düşünülürse, müşteri memnuniyetine uyan ürün yada hizmet çıktısı kaliteyi tanımlar ve kalitede sınır yoktur..

Kalite Yönetim Sistemi genel şartları

Kuruluşun uluslararası standartların şartlarına uygun bir kalite yönetimi sistemini oluşturması, dokümanlaştırması, uygulaması, sürekliliğini sağlaması ve etkinliğini sürekli iyileştirmesi genel şart olarak konulmuştur. Kuruluş; Kalite yönetim sistemi için gerekli olan prosesleri ve kuruluştaki uygulamalarını tanımlamalı, prosesin akışını ve birbiri ile ilişkilerini ve etkileşimlerini, etkin olarak uygulanması ve kontrolü için gerekli ölçütleri ve yöntemleri belirlemeli, prosesleri gerçekleştirmek ve izlemek için gereken kaynak ve bilginin hazır bulundurulmasını sağlamalı, izlemeli, ölçmeli ve analizlerini yapmalıdır. Planlanmış sonuçları elde etmek ve sürekli iyileştirmek için gerekli önlemleri uygulamalıdır. Ürün şartlarının uygunluğuna etki eden bir prosesi dışardan temin etmeye karar verme ya da buna mecbur kalma, dışardan temin edilen proseslerin kalite yönetim sistemi içinde güvence altına alınmasını sağlamayı ve sistem içinde bunun nasıl sağlanacağını tanımlamayı gerekli kılar. Çünkü: Bütün dış kaynaklı proseslerin üreticisi tarafından yönetiliyor yada kontrol ediliyor olması; kuruluşun müşteri şartlarının bütününü yerine getirme yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz.

Toplam kalitenin işletme için önemi

Her kuruluş kalite yönetimini uygular. Ancak amaçlar farklı olduğundan her işletmenin kendi sistemini bulması ve uygulaması gerekir. İşletmelerin varlıklarını sürdürebilmeleri müşteri talebine bağlıdır. İşletmelerin müşteri taleplerini önceden saptayıp ona uygun değişimi sağlamaları hayatiyetleri için önem taşır. Üretim işletmelerinin hayatını devam ettirmesi, arz ettiği malın talep bulması ile mümkündür. Yüksek düzeyde kâr etmenin ve hayatta kalmanın yolu toplam kaliteden geçer. Kaliteye ulaşmak için, ilke merkezli, karaktere dayanan, işe kendimizle başlayacağımız içten-dışa bir yaklaşıma ihtiyacımız vardır. Bunun kişisel gelişim ile birlikte ilke güven, karakter ve yetkinliğin birleşmesinden oluştuğu söylenebilir. Birçok yönetici genel yapıyı ve sistemi düzelttiğinde çalışanlarla ilgili sorunların da ortadan kalkacağını düşünür. Aslında bunun tersinin doğru olduğu söylenir. Önce çalışanları geliştirdiğiniz de sorunlar ortadan kalkacaktır. Neden? Çünkü çalışanlar sistemi ve yapıyı kendi karakter ve yetkinliklerinin dış yansıması gibi kullanırlar. Toplam kaliteye sahip bir şirket yaratmanın yolu toplam kaliteye sahip insanlar yaratmaktır.

Kalite Maliyeti Mi, Kalitesizliğin Maliyeti mi ?

Üretim süreçleri sırasındaki faaliyetleri: Ürüne değer katan yani katma değer yaratan faaliyetler ve ürüne değer katmayan, sadece maliyete ilave olan faaliyetler olarak ikiye ayırabiliriz. Bu faaliyetlerden katma değeri olmayan faaliyet olarak “kontrol etmek, elden geçirmek, düzeltmek nedeniyle oluşan giderler gibi örnekleri göz önüne alınırsa, kalitesizliğin maliyetindeki felsefe kolayca anlaşılır. Kalite bir işi yapılması gereken biçimde yapmak olarak tanımlandığından, kalitenin maliyeti yok sayılır. Oysa kalitesizliğin maliyeti ortadadır. Maliyeti etkin bir biçimde kontrol altına almadan, fiyat yoluyla rekabet edebilmek imkansız gibidir. Bu anlamda kalitesizlikten doğan kayıplar bir kuruluşta rekabet şansına kendi eliyle yarattığı engeldir. Üretici sorumluluğundaki gelişmelerin doğal sonucu olarak ortaya çıkabilecek giderlerin önemli bir bölümü hizmet anlayışındaki eksikliklerden kaynaklanır. Bunlar direkt giderlerdir. Garanti kapsamından kaynaklanan değiştirme, onarma, yenileme, hurdaya çıkarma elden geçirme gibi giderler direkt giderlere örnektir... Endirekt (dolaylı) giderle ise; hukuksal işlemler, alıcının güvenini yeniden kazanma (reklam, kampanya), tazminat, ceza ve bu gibi giderlerde kalitesizliğin maliyetini yükselten endirekt giderlerdir.. Kalitenin iyileştirilmesi ve etkili kalite kontrolü sağlamak, maliyet gerektiren bir konu olarak tanımlanabilir. Öte yandan bir işi baştan doğru yapmanın, birçok dolaylı giderleri önleyeceği de bir gerçek olarak karşımızda durmaktadır. Kalitesizlikten doğan giderlerin kontrolü üretkenliğe yansıyacağından kalite sistemlerine yönelik her çabanın, gelecek için çok verimli bir yatırım olduğu kesindir. Risklerin artması ve rekabetin çetinleşmesi iş dünyasına yeni bakış açıları getirmektedir. Bu gün ticaretin devleri dahi değişim- alıcı- rekabet gibi üç bilinmeyenin yarattığı belirsizlik ortamında darlanmaktadırlar. Bunun sonucu bazı çevrelerde süregelen arayışlar iş dünyasında giderek etkili olmaktadırlar. Bugün artık kalitenin gerekliliği kabul gördüğüne göre, bunu gerçek kılacak giderlerin maliyetinden değil kalitesizlik nedeniyle piyasalarda kaybedilen pazardan, prestijden ve paranın kurumsal maliyetinden söz edilmesi daha doğru olur. Yani Kalitesizliğin maliyeti kalite maliyetinden daha ağır basmaktadır.sırf size maliyet açısından kaliteyi sunmaktadır.

Öğrenme ve öğrendiğini uygulama

Elini nereye atsan bir sertifika programı, bir kurs, bir seminer. “Kişisel gelişim”, “yaşam boyu öğrenme”, “sürekli eğitim” sözcükleri gazetelerin reklam sayfalarından, internet sitelerinden, makale başlıklarından seni çağırıyor. Başını uzatıp da pencereden aşağıda akıp giden hayata bakmasan, muhteşem bir dünyanın varlığına neredeyse inanacaksın. Öyle bir dünya ki bu, her birey tam bir farkındalıkla gelişiyor, potansiyelini gerçekleştirme yolunda emin adımlarla ilerliyor. Yaptığı işten memnun olmayan ama ne olmak istediğini de bilemeyen umutsuz çalışanlar tarih olmuş. Hani sevdiğin işte çalışmak ve merak ettiğin şeyleri öğrenmek âşık olmak gibidir, karnında kelebekler uçuşur, kuşlar havalanır, heyecandan yanakların kızarır ya, işte bu dünyada herkesin karnında kelebekler uçuşuyor.
Peki, şu güne dek tuttuğun notlardan sana ne kaldı? Aldığın eğitimlerin kaçı hayatındaki geçerliliğini koruyabildi? Öğrendiklerinden hangisi ofisteki büyük bir klasörde, evdeki bir çekmecede, kitapların arasında değil de hayatın tam içinde, davranışlarında, etrafında olup bitenlere yaklaşımında kendini buldu? Aslında o filmlerde gördüğümüz nikah törenleri gibi olmalı. Eğitimci salona girmeli ve demeli ki, “Bu eğitime ihtiyacı olduğundan emin olmayan, iş ve özel hayatındaki gerekliliğini sorgulamayan biri varsa şimdi dışarı çıksın.” Hangisinde kalırdın?
Çünkü genellikle eğitimci suçlanır. O “bazılarımıza” iyi anlatamamıştır. Oysa belki de yalnızca bazıları gerçekten öğrenmek için oradadır. Sen okul yıllarında en ön sıraya geçip sorgusuz sualsiz not tutanlara benzerken; onlar diyelim ki coğrafya mı konuşuluyor, dünyanın büyüklüğüne şaşıran, yağmur ormanlarını merak eden, eve gidince ilk iş atlası açıp bakanlardır. Büyüseler de şaşkınlıkları geçmez, merakları değişmez. Öğrenmek onlar için görev değil bir sanattır. Gelişimlerinin yalnızca kendi sorumluluklarında olduğunu bilirler. Bu yüzden de herkesten önce içlerini dinlerler. Neye ihtiyaç duyduklarını, aldıkları bilgiyle nereye gideceklerini söyleyecek şey orada, içeridedir.
Bir sanatsa öğrenmek, incelikleri bilinmelidir. Yani önce “öğrenmek” öğrenilmelidir. Nasıl ki piyano çalabilmek için her gün pratik yapmak gerekir, öğrenmek de öyledir. Boşlamaya gelmez, disiplin gerekir. “Sürekli öğrenme” dedikleri, hayatını bir öğrenme şenliğine dönüştürebilmektir. Bir yandan değişen koşullara ayak uydururken, diğer yandan edindiğin her bilgiyi, beceriyi deneyimlersin. “Ne öğrenmeliyim”e cevabın, “Nasıl bir hayat istiyorum?” sorusuyla aynıdır. Artık ne senelerdir bir ofiste dünyadan habersiz çalışıp, hesaplayıp, raporlayıp duranlara; ne de panik içinde oradan oraya koşturanlara benzersin. Bilgiyi yaşamak seni sevindirir ve bilirsin ki öğrenmek, bu dünyadaki en neşeli iştir.
Öğrenmeyi sürekli kılmak için kişi hayatında bir an durmalı ve sormalıdır: “Ne istiyorum?”. Bu soru, çoğumuzun aklında döner durur. Pek azımız odaklanır, düşünür ve yanıtı bulur. Onlardan da azı bulduğu yanıtın peşinden gider. Çünkü bunun için mevcut, onaylanmış bir düzeni bozmak, belki de her şeye yeniden başlamak gerekecektir. Başaranlar ise gıptayla izlenir, sanki onlar bir başka gezegenin misafiridir.

  • Benim için “daha iyi bir hayat” neyi ifade ediyor?
  • Böyle bir hayata kavuşmam için hangi bilgi ve becerilere ihtiyacım var?
  • Bilgiye nasıl ulaşabilirim?
  • Öğrendiklerimi hayatımda nasıl uygulayabilirim?

“Sormak” dedik ya, yukarıdakilere benzer birkaç soruyla başlar öğrenme yolculuğu. Diyelim ki sen yıllardır, önemli bir şirketin önemli bir departmanında çalışıyorsun. Zaten kurulu bir düzene gelmiştin, yapacakların daha başından belliydi. Onları da öğrendin bitti, şimdi gidip geliyorsun. Hatta öyle alışmışsın ki durağanlığa, yeni gelenlerin fikirleri, heyecan dolu soruları içini sıkıyor. “Biz hep böyle yaparız” diye kesip atıyorsun. Mutlu musun? Sanki daha çok, çile dolduruyorsun.

Oysa her sabah yeni deneyimlerin heyecanıyla uyandığını, edindiğin bilgileri işte uygulamak için can attığını hayal et. Öğrendiklerinle sosyal hayatında olaylara farklı bakış açıları kattığını, problemleri bir çırpıda çözdüğünü düşle. Daha iyi bir hayatı sürekli yaşadığını düşün. Hayatında yalnızca sana özel, kendi içinde keşfettiğin hedeflerin varmış. Her şeyi oluruna bırakmış, rüzgar nereye eserse, deredeki yaprak gibi sürüklenen bir sen yokmuş artık. Gözlerini coşkuyla açmış, hayata odaklanmışsın. Ne istediğini bilmenin iç rahatlığını hissetmeye çalış. Bilginin hayatının bir parçası olduğunu, etrafındaki her şeyi kendinle birlikte geliştirdiğini, ilerlediğini düşün. İlerledikçe, bunun hiç bitmeyen bir yolculuk olduğunu fark edeceksin. Çocukluk günlerindeki bilgi açlığı, merak ve soru sorma isteği seni neşeyle saracak. İnsan en çok “isteyince” öğrenir, göreceksin.

Tüm bunları, bilgilerini sana en iyi şekilde aktarmaya çalışan bir eğitimcinin hissettirmesini bekleme. Unutma ki hayatın her alanında olduğu gibi, burada da asıl sorumlu sensin. Bütün kimliklerden sıyrıl ve odaklan: “Ne istiyorsun?” Eğitim sürecinde, her aşamanın farkında ol. Aldıklarını seminer salonunda asla bırakma, ama özümsemeyi de ihmal etme. Çocuk ezberi ya da taklitle değil, ancak içselleştirdiğin bilgilerle zenginleşir ve bu zenginliği hissettirebilirsin. Her gün kendine “o gün ne öğrendiğini” sor. Ve bu öğrendiklerinle ne yapacaksın? İlk fırsatta uygulamaya geç, her deneyimde bir kez daha öğreneceksin.

Kalabalık sınıflarda da gerçekleşse, küçük bir masa başında da olsa hayatın ta kendisidir, bir yolculuktur öğrenmek. Yola çıkmanın da, yürümenin de yalnızca yolcunun elinde olduğu, tek kişilik, keyifli bir yolculuk.yolculuk keyfi sırfla yaşanır.